17 Mart 2007 Cumartesi

Geratewol Kıtası - Larien Zindanları - II

Gomod , son kez Larkin’in hırs dolu gözlerine kendini acındırırcasına bakıp; Donao’nun üstüne düşmüştü. Larkin elindeki pis kanın sıcaklığını hissetmeye başlamıştı. Artık acele etmeleri gerektiğini biliyordu. Planını hemen aklına getirip, sıradaki adımını düşündü.

Hücreden dışarı çıktıklarında, diğer mahkumlar şaşırmış ve dehşetli ifadelerle onlara bakıyorlardı. Larkin ve Donao hiç umursamadan koridordan geçtiler. Binanın en alt katında olduklarından tek çıkış koridorun sonundaki merdivenlerdi. İkili merdivenlere doğru yöneldi.

Üst katta bir koridor daha vardı. Koridorun ortalarına doğru, sağa yönelen bir koridor daha vardı. Şuana kadar iki kez bahçeye çıkartılmak üzere buradan geçmişlerdi. Ama hiç oraya girmemişlerdi. Duvara yaslanarak birkaç adım attılar. Öndeki Donao, kafasını kafasını yavaşça çıkarıp, geçmeleri gereken koridorun aralığına baktı. Loş bir ışık vuruyordu. İki gomodun siluetini seçebiliyordu. Arkalarını onlara dönmüş, bir şeyler konuşuyorlardı.

Ayakları çıplak olduğundan her yere basışlarında, zindanın tozlu zemininden hışırtılar geliyordu. Önce Donao parmak uçlarında açıklığı geçmeye başladı. Neyse ki gomodlar duymamıştı. Arkadaşı Larkin’e gel anlamında bir işaret yaptı. Larkin kafasını hafifçe çıkarıp koridora baktı ve parmak uçlarında karşıya doğru yürümeye başladı. İkisi de nefes almamaya çalışıyordu. Larkin aralıktan geçerken, kalp atışlarının duyulmasından endişe etmeye başlamıştı.

Gomod arkadaşına, bir hışırtı duyduğunu söyleyince, ikisi de karşılarındaki diğer koridora yöneldi. Ancak yanlış yönde olduklarını bilmiyorlardı.

Gemi yarım saat kadar sonra gelecekti. İkili merdivenleri çıkmaya başladı. Artık son kattaydılar. Larkin kapıdaki dışarıya bakan muhafıza göz gezdirdi. Giysisine sardığı kemik bıçağını çıkardı. Tam kapıdaki muhafıza yönelecekken, dışarıdan bağrışmalar gelmeye başladı. Tüm gomodlar bir şeyler söylenmeye ve bağrışmaya başladı. Aniden bir boru sesi duyulmaya başladı. Tüm şehir sanki bir kaos içerisindeymiş gibi sesler geliyordu. Az önce atlattıkları iki gomodun sesi geliyordu arkalarından. İkisi de ne yapacağını bilmiyordu. Hemen merdivenin yanındaki boşluğa çöktüler. İki gomod yanlarından koşarak geçmişti. Ama onları fark etmemişlerdi.

Zindandaki tüm gomodlar dışarıdaydı. Larkin ve Donao etraf sessizleşince yerlerinden doğruldu. Larkin, arkadaşına “Gittiler mi sence?” diye fısıldadı. Donao “Bilmiyorum.” Diye yanıtladı. Larkin boş duran kapıya baktı ve “Neler oluyor?” diye tısladı.

Artık ikili kapıya doğru yürüyordu. Demir ve tahtalardan yapılmış, neredeyse yirmi beş santim kalınlığındaki devasa kapı ardına kadar açıktı. Larkin ve Donao, gün ışığını gördüklerinde, elleriyle gözlerini kapadılar. Yaklaşık altı ay sonra ilk kez gün ışığı görüyorlardı. Burada mahkumları nadiren bahçeye çıkarıyorlardı. Kapının altından bahçeye doğru geçtiler. Bahçede hiçbir şey yoktu. Sadece yüksek duvarlar ve ardından gökyüzü görünüyordu. Ana kapıya doğru yürümeye başladılar. Ancak Larkin’in içinde bir huzursuzluk vardı. Etrafta hiç gomod yoktu, birden hepsi bağrışıp, bir yerlere doğru koşuşturmuştu. Ve tüm bunların bir anlamı olmalıydı. Larkin bunları düşünürken; Donao, “Sence neredeler?” diye sordu.”Seslere bakılırsa, kaçış biletimizle ilgili bir sorunumuz var.” Diye yanıtladı Larkin. Ana kapının önüne gelmişlerdi. Bu kapı diğeri gibi değildi. Daha ince ve sağlam durmayan kapının gözetleme deliğini sağa çekti. İki demirin birbirine vurduğunun sesi çıktı. Larkin gözünü deliğe dikip, dışarıya göz attı. Evler hemen kapının on metre sonrasında başlıyordu. Anlaşılan zindanlar, bu küçük adanın tam kalbinde duruyordu. Etrafın sakin olduğuna karar veren Larkin, Donao’ya, “Sende bak. Kapıyı açtığım gibi sağdaki evin oraya koşacağız tamam mı?” diye sordu. Donao “Tamam.” Diye yanıtladı. O da bir göz attıktan sonra, Larkin kapının kolunu sağa doğru çekti ve açtı. İkisi de ok gibi fırlamıştı.

Karşı evin duvarına yaslandıklarında, şehirdeki sesler daha net duyuluyordu. Donao tam ağzını açacakken, aniden bir top sesi duyuldu. Ardından diğeri…Şehir top ateşine tutuluyordu.Kim bunu yapar? diye düşündü içinden Larkin. Ve sonra acele etmeliyiz diye çıkıştı. Evin arkasına doğru eğilmiş halde, duvara yaslanarak ilerlemeye başladılar. Köşeye geldiğinde Larkin çevreyi kontrol etti kimsenin olmadığına kanaat getirdiğinde, doğruldu ve kıyılara baktı. Bir an düşecekmiş gibi oldu. Midesinde bir şeyler hareketlendi. Denizde düzinelerce gemi vardı. Larkin ve Donao birbirine anlamsızca bakmaya başladı. Artık olanları idrak etmekte zorlanıyorlardı. Kaçmak için bekledikleri “her yıl bir defa gelip adaya yiyecek, altın ve yeni mahkumların getirildiği” geminin geleceği gün tüm bunlar yaşanıyordu.İçinden sessizce küfretti.

Donao iki metre ilerlemiş gemilere bakıyordu. Larkin’e dönüp, “Başka bir yolu olmalı!” dedi. Larkin cevaplamadı. Gözüyle uzaktaki gemiler arasından farklı olabilecek bir tanesini arıyordu.

Sahile doğru gözüne bir şey çarpmıştı. Dikkat kesildi. Ve gördükleriyle bir kez daha dehşete düşmüştü. Yaklaşık 150-200 kişilik bir asker grubu, gomodların oluşturduğu etten duvara karşı, ellerindeki parlak kılıçları sallayarak ve bağırarak koşuyordu.

10 Mart 2007 Cumartesi

Geratewol Kıtası - Larien Zindanları

Kaçış

O gün zindanlarda alışık olunmayan bir hareketlilik vardı.Mahkumlardan birinin fenalaştığını, içlerinden en irisi olan bir gomoda söylediler.O, kafasının sol tarafında tam 19 dikişi olan ve gözleri tıpkı zindan duvarları gibi gri olan biriydi.

Yanlarına gittiğinde ; Larkin, Donao’yu tutmuş, bir şeyler mırıldanıyordu.Larkin gomoda baktı ve şansının niye hiç yanında olmadığını düşündü.En iri gardiyan denk gelmişti o gün.Gomod , parmaklıklar arkasından bakarak içeriye göz gezdirdi.Sonra Larkin’e dönüp “Nesi var?” diye sordu.Larkin heyecan içinde “Bi – bilmiyorum,birden bayıldı.Hücre çok soğuk, ondan olmalı.” dedi.Mahkumların üstünde sadece , bir bez parçası sayılabilecek bir giysi vardı.Gomod biraz düşündükten sonra, belindeki anahtarlarını isteksizce çıkardı.Kapıyı açarken Larkin’e hücrenin köşesini gösterip , “Sen şurada kal !” diye homurdandı.Larkin köşeye çekilmişti.Donao’ya bakmak için eğilen gomod , başta bir anormallik göremedi.Şu ana kadar işler tam Larkin’in planladığı gibi gidiyordu.

Neredeyse bir buçuk yıldır bu günü düşünüyordu.Günlerce her ayrıntıyı düşünüp her olasılığı hesaplamıştı.Bu kasvetli ve ürkünç adadan kaçmayı ve Lairen İmparatorluğu tarafından işgal altında bulunan Uruano’daki ailesini bulmayı o kadar çok istiyordu ki, artık her şeyi göze alabilirdi.

8 yıl önce Uruona’daki Kast Gölü’ne gelen Lairen ticaret gemisiyle Allat’a , hamallıktan daha fazla para kazanmak için gelmişti.Ancak bir gün çalıştığı adamın mallarını taşırken, bir hırsız onu durdurmuştu.Hırsız, onlar gibi giyinmişti.Larkin adamın ne yaptığına anlam veremeden, adam onun üzerine atlamıştı.Kısa bir boğuşmadan sonra Larkin, adamın karnına yerden aldığı demir parçasını saplamıştı.Olay yerine gelen muhafızlar, Larkin’in sözlerine inanmamışlardı.Bir insan ölmüştü ve Uruanolu bir hamal yüzünden kimse mahkemede uğraşmak istemezdi.Ve hiçbir şey söylemesine izin vermeden zindanlara yollanmıştı.

Larkin’in düşüncelerini gomodun homurtusu böldü.”Bunun bir şeyi yok. Seni yalancı !”.Gomod şimdi Larkin’in boğazına sarılmıştı.

Larkin bir an tüm planın sarpa sardığını, her şeyin bittiğini düşündü.

Onun mororan yüzüne bakan Donao, yatağın altından çıkardığı ,son verdikleri yemeğin tasını,gomodun kafasına indirdi.Gomod birden arkasını dönmüştü.Larkin, bir gün yemekte verdikleri, neredeyse sadece kemik olan çiğ etin kemiğini saklamıştı.Bu kemiği hücrenin zeminini kullanarak keskin ve sivri uçlu bir bıçak haline getirmişti.Gomodun arkasını dönmesini fırsat bilen Larkin, bıçağı sakladığı tuğlanın arkasından çıkardı.Gomodların zayıf noktalarını önceden çalıştığı için, kemiği hiç düşünmeden, onun sağ omzunun on santim kadar altına sapladı.Ancak gomodun kıyafetinden ,bıçağın çok az girdiğini görünce iki eliyle var gücüyle bastırdı.Bıçak gomodun kalbiyle akciğeri arasındaki damarların toplandığı yere saplanmıştı.Onun pirinç pullu zırhının artık kirden siyah olmuş pullarının arasında bıçağı sokmayı başaran Larkin’in elleri, onun simsiyah ve balçığa benzeyen kanıyla dolmuştu.