20 Eylül 2007 Perşembe

Tek tip insan!

Bir toplumun tek tip insanlardan oluşması her zaman tehlikelidir. O toplum asla yenilenmez, veya ilerlemez. Hep eskidir, gittikçe de eskir. Sonunda çevresindeki yabancı yenilekler merakını çeker. Ancak tek tip çemberinin dışındadır onlar. Yukarıdan gelen dayatma, o çizginin aşılmasını oldukça zor kılar. Bu merak, hep yasakla sınırlandırıldığı için tek tip insanın içinde büyür de büyür. En sonunda bu merak, karşı konulmaz bir hayranlığa dönüşür. Yukarısı için bu yozlaşmadır. Artık çemberin sınırları üzerinden birkaç kez daha geçilir. Renkli kalemle altı çizilir. Elektrikli tellerle çevrilir. Ancak bu, tek tip insan için çizginin ötesini kesinlikle ulaşılması gereken bir yer haline getirir.

Ancak bir süre sonra, her ne kadar dayatmalar ve yasaklar sıklaşsa da; tek tip insanın törpülenmiş iradesi, çember ötesinin vazgeçilmeze dönüşen tutkusunun yardımıyla her engeli kırar döker. Bu da onu suçlu, asi, başıbozuk yapar.

Ve bu gereksiz kavram kargaşası içerisinde, o sözünü ettiğim toplum sanılanın aksine çember dışına, yeni dünyalara değil, içe doğru çöker.

İşte bu anlattığım olay, 18 Eylül Salı günü okula gittiğimde tam karşımdaydı. Tek tip kurbanları sıraya dizilmiş, çember dışına doğru olan hareketleri denetleniyordu. Bu sefer denetledikleri husus, insanların toplum içinde özgüvenlerini sağlayan ve bu özgüvenle olası çember dışı hareketlere yol açabilecek olan, aslında okulun amacı ve konusuna yararı veya zararı olmayan bir şeydi. Kılık-kıyafet...

Aslında ucu çok açık bir konu. Tartışılması ise son derece gereksiz. Böyle uzun bir tartışmaya bir bıçak darbesi gibi keskin bir son veren, saygıdeğer büyüklerimizin konuyu kökünden çözen müthiş bir sözü var. Şimdi sizleri bu güzide cümleyle başbaşa bırakıyor ve huzurlarınızdan ayrılıyorum. Hoşçakalın...

--- Burası TÜRKİYE ! ---
;)

14 Eylül 2007 Cuma

2036

Eylül 2036

Soğuk, ıssız odamdayım. 47. yaşıma gireli iki ay oluyor. Blogumu okuyorum. Gençliğim geliyor aklıma. O zamanki hayallerimin ışığı, yorulmuş zihnimi aydınlatıyor. Düşündükçe ve okudukça ilerliyorum zaman çizgisinde. Bu yazıyı yazarken neler düşündüğümü merak ediyorum. Gerçekten de bu yazıda yazdığım gibi miyim? Yazıya bakıyorum da, aslında hiç kendimden bahsetmemişim. Hiç bir yerde yüzümün buruşukluğundan, işimden, ailemden bahsetmemişim. Gülümseme geliyor yüzüme. 47. yaşımda ne durumda olacağımı bilemeyecek kadar geleceğim belirsizmiş diye düşünüyorum. Sonra beynimde bu düşüncemle çelişen birşeyler parlıyor. Bir göz atıyorum bu parlak şeylere. 17'lik Erkan'a hak vermen gerek yazıyor bu şeylerin içinde. Peki diyorum bilememen normal Jr.Erkan, hadi devam... Yazının ilerleyen kısımlarına çeviyorum dikkatimi. Bir sonraki cümlenin başını okuyamıyorum. Gözlerim... Beynimdeki parıldayan şeylere noldu! Bir dakika yazılarımı okuyorum şurada! O ışığı kapatanı bir bulursam...!


Erkan GÜREL
Eylül 2007